Oğuz Kağan Destanı, Türk
mitolojisinin ve devlet kurma geleneğinin en temel metni olup,Hun hükümdarı Mete Han’ın hayatı etrafında şekillendiği kabul edilen epik bir anlatıdır. Destan, Türklerin kökenini, toplumsal yapısını ve dünya hakimiyeti anlayışını sembolik bir dille özetler. Yazılı olarak Uygur harfli bir nüshası Paris Millî Kütüphanesi’nde bulunan metin, İslamiyet öncesi ve sonrası unsurları barındıran farklı versiyonlara sahiptir.
Anlatı, Oğuz Kağan’ın mucizevi doğumuyla başlar. Oğuz, doğduğunda yüzü gök, ağzı ateş gibi kırmızı, gözleri eladır; doğar doğmaz konuşmaya başlamış ve kırk gün sonra büyüyüp yürümeye, ata binip avlanmaya başlamıştır. Gençlik döneminde, halkına ve hayvan sürülerine zarar veren “Kıyant” adlı devasa bir gergedanı (veya benzeri bir canavarı) tek başına avlayarak kahramanlığını kanıtlar. Bu olay, onun liderlik vasfının toplum tarafından kabul görmesini sağlar.
Oğuz Kağan’ın hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri, evlilikleri ve çocuklarıdır. İlk eşi, gökten inen mavi bir ışığın içinden çıkan kutsal bir kadındır; ondan Gün, Ay ve Yıldız adında üç oğlu olur. İkinci eşi ise bir gölün ortasındaki ağaç kovuğunda bulduğu kadındır; ondan da Gök, Dağ ve Deniz adında üç oğlu daha dünyaya gelir. Bu altı oğul, gelecekteki yirmi dört Oğuz boyunun temelini oluşturacaktır. Oğuz, hükümdarlığını ilan ettikten sonra gökten inen gök yeleli, gök tüylü bir kurdun rehberliğinde dünyanın dört bir yanına (Çin, Hindistan, İran, Mısır) seferler düzenler ve Türk birliğini sağlar.
Destanın son bölümü, Türk devlet teşkilatının ve miras hukukunun temellerini atması bakımından kritiktir. Yaşlanan Oğuz Kağan, ülkesini oğulları arasında paylaştırır. Gökten inen ışıkla evlendiği büyük oğullarını (Bozoklar) sağ yanına,
ağaç kovuğundaki eşinden olan küçük oğullarını (Üçoklar) sol yanına yerleştirerek bir hiyerarşi kurar. Oğullarına “Ey oğullarım, ben çok savaştım, artık çok yaşlandım. Gök Tanrı’ya borcumu ödedim. Sizlere yurdumu bırakıyorum,” diyerek vasiyetini bildirir. Oğuz Kağan Destanı, Türklerin cihan hakimiyeti ülküsünü, aile yapısını ve askeri disiplinini bir bütün halinde sunan, Türk kimliğinin tarihsel ve efsanevi bir anayasası niteliğindedir.
—Türk Destanı–-