Avustralya, 1. Dünya Savaşı öncesinde
tarımla geçinen bir ülkeydi ve savaştan dönen askerlerin çoğu çiftçiliğe devam etti. Ancak savaş sonrası her ülkede olduğu gibi Avustralya’da da işsizlik ve fakirlik gibi krizler baş gösterdi. Hükümet zor durumdaki halka iyi şeyler vaat etse de aksine çiftçilerin başına binbir dert açıldı; bunlara bir de emu istilası eklendi. Emulara tarım arazileri çok cazip geliyordu ve tarlalara girmelerini engelleyecek bir güç yoktu. Emular tarlalara girmek için büyük çukurlar açıyor, bu çukurlardan da kıtada aslında hiç olmaması gereken ama dışarıdan getirilip kontrolsüzce çoğalan tavşanlar sızıyordu. Bu durum ekolojik dengeyi bozarak tahılları ve tüm ürünleri mahvetti. Çiftçiler dertlerini Savunma Bakanına bildirdi. Makineli tüfeklerin kuşlara karşı etkili olacağını savunan asker heyetinin fikri kabul edildi. Anlaşmaya göre silahları askeri personel kullanacak, asker nakliyesini Batı Avustralya hükümeti finanse edecek, çiftçiler ise askerlerin konaklama ve beslenme masraflarını karşılayacaktı.2 Kasım 1932’de savaş resmen başladı:2 Kasım’da 50 emuluk bir sürüye ateş açıldı, sadece 2’si öldü; gün sonuna kadar toplam kayıp 12’de kaldı. Bin kişilik bir sürüyle karşılaşıldığında topçu ateşi denenmek istendi ancak silah tutukluk yaptı. O gün de sadece 12 kuş etkisiz hale getirilebildi.Ordu gözlemlerine göre kuşların her sürüsünde liderler vardı ve nöbet tutuyorlardı. Askerler silahları araçlara monte etse de yine başarı sağlanamadı. 6 gün sonunda 2.500 mermi yakılmıştı ama sadece 50 civarı kuş öldürülebilmişti.Mecliste tartışılan bu olay basına “fiyasko” olarak yansıdı ve askeri birlikler geri çekildi. Resmi olarak kazanan emulardı. Daha sonra düzenlenen 2. Emu Savaşı’nda yaklaşık 1.000 kuş öldürülse de, 20 binlik nüfusun yanında bu bir başarı sayılmadı. Olay dünya genelinde “nadir bir deve kuşu türünü yok etme girişimi” olarak adlandırıldı ve Avustralya’ya uluslararası alanda kötü bir itibar kazandırdı.
Emu Kuşları:
Dünyanın en büyük ikinci kuş türü olan emular, Avustralya kıtasının simgelerinden biridir. Saatte 48 km hıza ulaşabilen bu dev kuşlar, uzun süre açlığa dayanabilme ve tek seferde çok büyük miktarlarda su içme yeteneğine sahiptir.
Öne Çıkan Özellikleri:
Üreme döneminde (Mayıs-Haziran) dişiler erkekler için kavga eder. Yumurtaların üzerine yatma ve yavrulara bakma görevini ise tamamen erkek emular üstlenir. Rahatsız edildiklerinde insanları, köpekleri ve hatta kanguruları ciddi şekilde yaralayabilirler. Yıllık ortalama 5 insanın ölümüne sebep oldukları
bilinmektedir.Geçmişte Avrupalıların kontrolsüz avlanması nedeniyle soyları tükenme eşiğine gelse de, bugün doğada 650 binden fazla yetişkin emu yaşamaktadır.
(“E tarımdaki sorun nasıl çözüldü?” diye soracak olursanız büyük çitlerin dikilmesi yeterli oldu:))
Felsefi Kısım:
Emu Savaşı gibi absürt bir olaydan felsefi bir ders çıkarmak zor gibi görünse de, derinlere bakıldığında karşımıza korkutucu bir tablo çıkar. Araçsal Akıl kuramına göre, insanın doğayı sadece kontrol edilmesi gereken bir nesne olarak görmesi, her zaman bir felaketle sonuçlanmaya mahkûmdur. Bir ekosistemin dengesini bozup, çözümü taraflardan birinin yok edilmesinde aramak rasyonel bir yaklaşım değildir; nitekim tarih de bunu doğrulamıştır.
Bu noktada karşımıza çıkan bir diğer önemli kavram ise Carl Schmitt’in Siyasal Kavram kuramıdır. Bu kurama göre siyasetin temelinde bir “düşman” belirlemek yatar. Avustralya hükümeti de çekilen onca çilenin, ekonomik krizin ve stratejik hataların faturasını sorgulamadan emulara kesmiş, onları “milli düşman” ilan ederek askeri güç kullanmıştır. Yüksek Modernizm kuramının da belirttiği gibi; devlet, karmaşık ve kaotik doğayı basitleştirip kontrol altına almaya çalışmış ancak bu kibir yine devletin elinde kalmıştır.
Burada asıl dikkat çekici olan nokta şudur: Hayvanların bir bilince ve hayatta kalma stratejisine sahip olduğu bilinmesine rağmen, onlara karşı ağır makineli tüfeklerle topyekûn bir savaşa girişilmesi, akıllara daha karanlık bir ihtimali getiriyor. Bu trajikomik fiyaskonun arkasında sadece “çiftçiyi koruma” isteği mi vardı, yoksa bu operasyon aslında başka bir siyasi gövde gösterisinin veya daha farklı bir amacın perdesi miydi?
Siyasal Kavram Kuramı Schmitt’e göre siyasetin temelinde bir “düşman” belirlemek yatar.
Yüksek Modernizm Kuramı Scott, devletlerin karmaşık doğayı basitleştirip kontrol etmeye çalışırken nasıl çuvalladığını anlatır.
Araçsal Akıl Kuramı , insanın doğayı teknolojiyle kontrol etme çabasının aslında nasıl bir felakete dönüştüğünü anlatır.