Büyük Petro, Rusya’yı devasa bir
imparatorluk yapmak için şehirler kuran, ordular eğiten bir adamdı. Ancak dışarıdaki bu mutlak kontrol arzusu,sarayının mahrem duvarları arasında bir gedik verdi. Karısı Katerina’nın, oda uşağı ve aynı zamanda Çar’ın yakın çalışma arkadaş olan Willem Mons ile bir gizli ilişkisi olduğunu öğrendiğinde Petro için dünya durdu. Petro gibi, doğayı bile dize getirmeye çalışan bir adam için karısının gönlünü bir başkasına kaptırması, kabul edilebilir bir “hata” değil, otoritesine yapılmış bir suikasttı.İdamın Yetmediği An Petro, Willem Mons’u hemen tutuklattı. Ona doğrudan zina suçlaması yöneltmek yerine (çünkü bu kendi onurunu da halk önünde zedelerdi), Mons’u rüşvet ve yolsuzluk gibi devlet suçlarından ölüme mahkûm etti. İdam günü geldiğinde Mons’un kafası meydanda kesildi. Ama Petro için bu bir son değil, sadece bir başlangıçtı. O, Mons’u mezara gönderip bu meseleyi kapatmak istemiyordu; o, bu ihaneti karısı Katerina için sonsuz bir “şimdi”ye hapsetmek istiyordu.İnfazdan sonra Petro, Mons’un kesik başını aldırdı. O dönem bilimsel merakı nedeniyle kurduğu “ucubeler müzesi” (Kunstkamera) için kullandığı özel bir kimyasal solüsyon hazırlattı. Mons’un yakışıklı ve solgun yüzü, alkol dolu devasa cam bir kavanozun içine yerleştirildi.Ertesi sabah Çariçe Katerina uyandığında, yatağının hemen başucundaki komodinin üzerinde, bir gün önce idam edilen sevgilisinin camın arkasında yüzen yüzüyle karşılaştı. Petro, kavanozun oradan kaldırılmasını kesin bir dille yasaklamıştı. Katerina artık her sabah gözlerini bu dehşete açacak, her gece bu ölü bakışların altında uyuyacaktı. Petro karısına fiziksel bir zarar vermedi, onu zindana atmadı; onu sadece kendi vicdanının ve kaybettiği aşkının çürümeyen görüntüsüyle aynı odaya hapsetti.Aylar boyunca Katerina o odada yaşadı, o kavanoza baktı ve Petro’nun sessizce akşam yemeklerinde karşısına oturmasını izledi. Petro’nun bu hamlesi, celladın kılıcından çok daha derin bir yara açtı. O kavanoz, sadece bir kesik baş değil; Petro’nun her an karısını izleyen, ona “Hata yaptın ve ben her şeyi görüyorum” diyen taşlaşmış gözüydü. İktidar, sevginin bittiği yerde korkuyu ve suçluluk duygusunu bir dekorasyon objesi haline getirmişti.
Felsefi Kısım:
Büyük Petro’nun bu hamlesi, iktidarın sadece bir insanın canını almasıyla yetinmediği, o canın hatırasını ve geride bıraktığı bedeni bir “psikolojik denetim enstrümanına” dönüştürdüğü noktadır. Bu vaka üzerinden iktidar, beden ve zihin arasındaki o karanlık ilişkiyi felsefi bir zeminde analiz edelim.
Petro, Katerina’nın yatak odasına o kavanozu yerleştirdiğinde, aslında tarihin en sarsıcı Panoptikon örneklerinden birini inşa etmişti. Katerina artık o odada yalnız değildi; bir zamanlar sevdiği adamın ölü yüzü, aslında Petro’nun asla kapanmayan ve her an “İhanetini biliyorum” diyen gözü haline gelmişti. Bu, iktidarın sadece meydanlarda değil, en mahrem alanlarda bile tebaasını izlediği, kaçacak hiçbir yer bırakmayan bir gözetim biçimidir.
Burada karşımıza çıkan asıl dehşet, Petro’nun uyguladığı Nekrosiyaset anlayışıdır. Mons’un bedeni toprak altında çürümeye bırakılmamış, aksine siyasi bir mesajın taşıyıcısı olarak “dondurulmuştur”. İktidar, ölümden sonra bile bedeni serbest bırakmaz; onu kamusal veya özel bir korku objesi olarak kullanmaya devam eder. Bu durum, doğrudan bir Simgesel Şiddet örneğidir. Petro karısına bir el bile vurmamıştır ama ona her sabah o kavanoza bakma zorunluluğu dayatarak, fiziksel bir işkenceden çok daha derin bir ruhsal felç yaratmıştır.
Mons’un bir zamanlar sevilen yüzünün, alkol dolu bir camın arkasında ruhsuz bir nesneye dönüşmesi, iktidarın Grotesk Beden üzerinden kurduğu estetiği de açığa çıkarır. Yüce olan (aşk ve insan sureti), iğrenç ve nesneleşmiş olanla harmanlanmıştır. Bu hamleyle Petro, Katerina’nın Duyguların Yönetimi üzerinde tam bir hakimiyet kurar; kadının yasını, aşkını ve korkusunu birer cezalandırma aracına çevirir. Katerina artık sadece bir Çariçe değil, kendi yatak odasında kendi vicdanıyla baş başa bırakılmış bir mahkûmdur.
“Panoptikon”: Bireyin her an izlendiği hissini yaratarak kendi davranışlarını kontrol etmesini sağlayan düzenek;
“Nekrosiyaset”: Siyasi gücün sadece canlılar üzerinde değil, ölü bedenlerin nasıl sergileneceği ve birer korku objesine dönüştürüleceği üzerindeki mutlak hakimiyeti.
“Simgesel Şiddet”: Fiziksel bir darbe vurmadan; semboller, görüntüler ve psikolojik baskı yoluyla kişinin iradesini ve ruhsal bütünlüğünü felç etme yöntemi.
“Grotesk Beden”: İnsani bir parçanın (kafa), doğal bağlamından koparılıp bir nesneye dönüştürülerek, korku ve iğrençlik üzerinden siyasi bir mesajın aracı haline getirilmesi.
“Duyguların Yönetimi”: İktidarın, bireyin en mahrem duygularını (aşk, yas, korku) birer siyasi denetim ve cezalandırma sahası olarak kullanması.