Sultan II. Osman (Genç Osman), henüz
14 yaşında tahta çıktığında,imparatorluğun kurumlarının çürüdüğünü fark eden çok genç ve ateşli bir reformcuydu. Lehistan seferi (Hotin Seferi) sırasında ordunun disiplinsizliğini, yeniçerilerin savaşmak yerine ganimet peşinde koştuğunu bizzat gördü. Genç Osman’ın kafasında devrim niteliğinde bir plan vardı: Bozulmuş olan Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmak,başkenti İstanbul’dan Anadolu’ya (belki Bursa’ya) taşımak ve tamamen Türklerden oluşan yeni bir ordu kurmak. Ancak bu planlar, yüzyıllardır devletin sahibi olduğunu düşünen askeri ve dini bürokrasi için bir “ölüm fermanı” demekti.Padişahın hacca gitme bahanesiyle Anadolu’ya geçip ordu toplayacağı dedikodusu yayılınca, yeniçeriler ve sipahiler ayaklandı. Olaylar bir anda kontrol edilemez bir nefret seline dönüştü. İsyancılar saraya girdiklerinde, yüzyıllardır “ulaşılmaz” ve “kutsal” kabul edilen padişahın mahremiyetine daldılar. Genç Osman, saraydan çıkarılarak bir zamanlar tebaasının önünde eğildiği sokaklarda, sıradan bir suçlu gibi sürüklenmeye başlandı.Buradaki en sarsıcı detay, halkın ve askerin uyguladığı psikolojik şiddettir. Padişahın üzerine eski, kirli bir entari giydirildi; başına uydurma bir sarık takıldı ve uyuz bir beygirin üzerine bindirildi. Yol boyunca halkın hakaretlerine maruz kaldı. Susadığında ona verilen suyun içine pislik karıştırılması, aslında bir kişinin değil, koca bir makamın (Halifelik ve Sultanlık) toplum gözünde nasıl bir “hiçliğe” indirgendiğinin kanıtıydı.İsyancılar, Genç Osman’ı Yedi Kule Zindanları’na kapattılar. Normalde Osmanlı geleneğinde padişahların kanı dökülmez, bir yay kirişiyle boğulurlardı. Ancak Genç Osman, 18 yaşında, atletik ve çok güçlü bir gençti. Kendisini boğmaya gelen cellatlara karşı zindanın dar alanında efsanevi bir direniş gösterdi. Dakikalarca kementten kurtulmayı başardı ve birkaç celladı yaraladı.İşte tarihin en “garip” ve karanlık anı burada yaşandı: Cellatlar, fiziksel olarak alt edemedikleri padişahı durdurmak için insanlık onurunu ve kutsallığı tamamen hiçe sayan bir yönteme başvurdular. Cellatlardan biri, Osman’ın arkasından yaklaşıp hayalarını (testislerini) tüm gücüyle sıkarak onu acıdan felç etti. Padişah acı içinde yere yığıldığında, direnci tamamen kırılmıştı. Ancak o an boynuna ilmek geçirilebildi. Boğularak öldürülen padişahın kulakları, öldüğünün kanıtı olarak isyanın liderlerine götürülmek üzere kesildi.
Felsefi Kısım:
bu hikaye sadece genç bir padişahın trajik ölümü değil; aslında bir toplumun kendi yarattığı “kutsallık” balonunu kendi elleriyle nasıl patlattığının hikayesi. Düşünsene; dün önünde eğildiğin, “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” dediğin adamı bugün uyuz bir beygirin üstüne bindirip sokaklarda sürüklüyorsun.
Genç Osman aslında vizyoner bir çocuktu; “Bu ordu bozuldu, Anadolu’dan kendi insanımla yeni bir güç kurmalıyım” dediği an kendi ölüm fermanını imzaladı. Ama asıl korkunç olan siyaset değil, o son saatlerde yaşananlar. İsyancılar onu saraydan çıkardığında sadece tahtını almadılar, onun “insanlık onurunu” da elinden aldılar. Padişaha kirli bir entari giydirip, susadığında içine pislik karıştırılmış su vermek ne demek biliyor musun? Bu, “Sen artık bizim ulaşamadığımız o kutsal sultan değilsin, sen bizim oyuncağımız olan bir et parçasısın” demektir.
Yedi Kule’nin o daracık, rutubetli odasında cellatlarla saatlerce boğuşan o 18 yaşındaki genci hayal et. Koca imparatorluğun sahibi, hayatı için tırnaklarıyla direniyor. Ve tam o noktada, celladın biri arkadan yaklaşıp o malum mahrem hamleyi (hayalarını sıkarak felç etme) yaptığı an, aslında sadece bir beden değil, bir imparatorluk ideolojisi de orada diz çöküyor. O an ne kanun kalıyor ne de kutsallık; sadece acı çeken bir beden ve o bedene hükmeden kaba bir kuvvet kalıyor.
Bu olay bize şunu öğretiyor: En büyük güçler bile, toplumun zihnindeki o “saygı” imajı yıkıldığında, bir celladın parmakları arasında saniyeler içinde yok olabiliyor. Haile-i Osmaniye, iktidarın aslında ne kadar kırılgan bir illüzyon olduğunun en kanlı vesikasıdır.
(İstisna Hali) Kuralların bir kenara bırakılıp, “şimdi her şey mübah” denilen o hukuksuz ve karanlık kaos anı.
(Grotesk Gerçekçilik) En yüce, en ulaşılamaz görülen şeyin; açlık, susuzluk ve fiziksel aşağılama ile en pespaye hale getirilmesi.
(Homo Sacer): Hukukun dışına itilen, öldürülmesi artık suç sayılmayan, sadece bir “canlı” olarak ortada bırakılan sahipsiz insan.