Timothy el-Mühtedi ya da Batı kaynaklarındaki adıyla Timothy the Great, 19. yüzyılın ikinci yarısında Doğu Afrika ve Sudan coğrafyasında ortaya çıkan, kimliği dini ve siyasi geçişlerle şekillenmiş sıra dışı bir figürdür. Aslen İrlandalı bir köylü ailesinden gelen ve gerçek adı Timothy olan bu kişi, dönemin sömürgecilik faaliyetleri ve bölgesel dini hareketlerin kesişme noktasında yaşamıştır.
Timothy’nin hayatındaki kırılma noktası, genç yaşta İngiliz ordusuna katılması ve ardından Sudan’a gönderilmesiyle başlamıştır. O dönemde Sudan, Mısır hidivliği ve İngiliz nüfuzu altındaydı ancak 1881 yılında Muhammed Ahmed’in kendisini “Mehdi” ilan etmesiyle bölgede büyük bir dini-siyasi isyan patlak vermişti. Timothy, ordudan firar ederek veya bir çatışma sırasında esir düşerek Mehdi saflarına geçmiş ve burada İslam’ı seçerek “el-Mühtedi” (hidayete ermiş) sıfatını almıştır.
Onu tarihte farklı kılan temel olay, Mehdi’nin ordusunda kazandığı yüksek mevkidir. Timothy, sahip olduğu Batılı askeri eğitim ve stratejik bilgi sayesinde Mehdi ve onun halefi Abdullah el-Taaishi’nin en güvendiği yabancı danışmanlardan biri haline gelmiştir. Mehdici hareketin (Mahdiyya) İngiliz general Charles George Gordon’ın yönetimindeki Hartum’u kuşatması ve ele geçirmesi sürecinde, Timothy’nin teknik becerilerinin ve topçu birliğindeki uzmanlığının kritik rol oynadığı tarihi kayıtlara geçmiştir.
Ancak Timothy’nin hayatı tek bir sadakat üzerine kurulu kalmamıştır. Bir dönem Mehdi’nin temsilcisi ve “Büyük” lakaplı bir komutanı olarak anılırken, bölgedeki güç dengeleri değiştikçe farklı roller üstlenmiştir. Sudan’da bulunduğu yıllar boyunca bazen bir derviş gibi yaşamış, bazen de Avrupalı esirlerin serbest bırakılması için gizli diplomatik görüşmelerde aracı olmuştur. Kimliği o kadar karmaşık bir hal almıştır ki, hem İngiliz istihbaratı hem de yerel kabileler onun gerçekte kime hizmet ettiğini tam olarak belirleyememiştir.
Timothy el-Mühtedi, 19. yüzyılın sonlarına doğru Sudan’daki Mehdici devletin İngilizler tarafından yıkılma sürecinde belirsiz bir şekilde tarihten çekilmiştir. Bazı kaynaklar onun çölde izini kaybettirdiğini, bazıları ise başka bir isimle yeniden Avrupa’ya döndüğünü iddia etse de, hayatı sömürgecilik karşıtı bir hareketin içindeki “aykırı bir Batılı” olarak tescillenmiştir. Din, milliyet ve ideoloji değiştiren bu karakter, döneminin en esrarengiz biyografilerinden birini oluşturmaktadır.