M.S. 816 yılında Roma’da doğan Formosus, kilise eğitimiyle geçen çocukluğunun ardından yıllar sonra Porto Başpiskoposu oldu. Diplomatik yetenekleri sayesinde birçok önemli başkentte kritik görüşmeler yürüten Formosus, bu süreçte Frank Kralı Arnulf ile tanıştı. Arnulf’un hayali, İtalya üzerinde hakimiyet kurup Kutsal Roma İmparatoru olmaktı; ancak bu tacı giymenin tek yolu Papa’nın onayını almaktı.Formosus’un Arnulf ile yakınlaşması Vatikan’ın dikkatinden kaçmadı. Dönemin Papası VIII. John, Formosus’un güçlenmesinden şüphelenerek onu aforoz etti ve görevden aldı. Can korkusuyla İtalya Kralı’na sığınan Formosus, VIII. John’un ölümünden sonra başa geçen I. Marinus tarafından affedilerek görevine iade edildi. Marinus’un ardından göreve gelen V. Stephen döneminde ise İtalya Kralı Guy, baskıyla kendisini imparator ilan ettirdi. Ancak Stephen tacı takamadan ölünce, makam Formosus’a geçti.Formosus, istemeyerek de olsa İtalya Kralı’na tacını taktı ancak törenin hemen ardından eski dostu Arnulf’a gizli bir mektup göndererek İtalya’yı işgal etmesini istedi. Arnulf’un saldırıları sürerken İtalya Kralı öldü ve yerine oğlu Lambert geçti. Lambert, Papanın ihanetini anlayarak onu hapsetti. Fakat Arnulf ordusuyla gelerek Formosus’u kurtardı ve zafer kazandı. Formosus, Lambert hala hayatta olmasına rağmen tacı Arnulf’a giydirdi. Bu olaydan üç ay sonra ise Formosus hayata gözlerini yumdu.
Formosus’un ölümünden sonra tahta çıkan VI. Stephen, Lambert’ın ve İtalya kanadının sıkı bir destekçisiydi. Formosus’un Arnulf ile olan iş birliğinden intikam almak isteyen Stephen, tarihe geçecek o korkunç kararı verdi: Ölü bir adamı yargılamak.
M.S. 897 yılında gerçekleşen bu olayda, Formosus’un dokuz aydır toprak altında olan cesedi mezardan çıkartıldı. Papalık kıyafetleri giydirilerek sanık sandalyesine oturtulan cesedin yanına, onun adına savunma yapması için dehşet içindeki genç bir papaz yerleştirildi. VI. Stephen, cansız bedene karşı öfkeyle bağırarak suçlamalarını sıraladı. Mahkeme sonunda Formosus suçlu bulundu; papalık dönemindeki tüm işlemleri iptal edildi ve kutsama yaptığı sağ elinin üç parmağı kesildi. Cesedi önce bir mezarlığa gömüldü, ardından sökülerek Tiber Nehri’ne atıldı.
Bu olayla ilgili iki önemli rivayet günümüze kadar ulaşmıştır:
İlahi İşaret: Yargılama esnasında Roma’da şiddetli bir deprem meydana gelmiş; halk bunu “Kilisedeki bu skandala taşların bile dayanamayıp kendi sesleriyle haykırması” olarak yorumlamıştır.
Balıkçının Ağı: Nehre atılan cesedin, bir balıkçının ağına takılarak karaya çıktığı ve Formosus destekçileri tarafından gizlice yeniden defnedildiği söylenir.
Bu vahşet Roma halkını o kadar galeyana getirdi ki, kısa süre sonra çıkan isyanda Papa VI. Stephen hapse atıldı ve orada boğularak öldürüldü.
Felsefi Kısım:Siyasi Teoloji ve İktidarın Patolojisi
Günümüz dünyasında dehşet ve hayretle karşılanan bu olayı derinlemesine incelediğimizde, her iki tarafın da kendi zaviyesinden “haklılık” payları taşıdığı görülebilir. Olayı; Stephen, Lambert ve halk nezdinde felsefi bir süzgeçten geçirmek gerekir.
Stephen ve Lambert’ın Cephesi: Güç İstenci ve Kurumsal Beka
Stephen ve Lambert’ın bu radikal karara varmasındaki temel motivasyonu “Güç İstenci ve Hırs” ile “Devletin İki Bedeni Kuramı” üzerinden okuyabiliriz. Formosus fiziksel olarak hayatta olmasa da, fikirleri ve siyasi mirası hâlâ dipdiriydi. Yerine geçen Stephen için Formosus, mezarda bile olsa aşılması gereken bir engeldi; çünkü Formosus’un gerçek yüzünü bilmeyen vatandaşlar ve hâlâ varlığını sürdüren “Formosusçular” nezdinde onun değeri, Stephen’ın otoritesinin önüne geçiyordu. Bir yöneticinin, selefinin gölgesinde kalması kabul edilemez bir durumdur.
Öte yandan Lambert, olaylardan bizzat etkilenen ve mağdur olan taraftı. İhanete uğramış bir lider olarak rasyonel karar verme ihtimali en düşük kişiydi. Saygınlığı zedelenmiş bir makamın onurunu kurtarmak ve “hain” olarak gördüğü kişinin hâlâ temiz ve kutsal hatırlanmasına son vermek, onun için katlanılamaz bir zorunluluktu. Hukuki süreci o kadar kusursuz ve meşru göstermeye çalışmışlardı ki, ölü bir sanığa bile yetkili bir avukat atanması, bu absürt tiyatroyu “yasal” bir zemine oturtma çabasıydı.
Halkın Cephesi: Epistemik Kibir ve Bilgi Asimetrisi
Halkın perspektifine baktığımızda ise trajik bir “Epistemik Kibir” tablosuyla karşılaşırız. Bilgi yayılımının kısıtlı olduğu bir çağda, halkın her detayı bilmesi imkansızdı. Onlar için Formosus, Kutsal Roma İmparatorluğu tacını takmış, ruhani bir liderdi. Bilgi eksikliğinin farkında olmayan ya da bu eksikliği kendi çıkarları doğrultusunda kullanan kitleler, yöneticinin sunduğu bu “ölü mahkemesi” karşısında dehşete düştü.
Burada asıl soru şudur: Suçlu, manipüle edilen halk mı, yoksa hırslarına yenik düşen yönetici mi? Suçun sahibi belirsizleşse de, felaketin müsebbibi bellidir.
Absürdizm ve Nefsin Tahakkümü
Nihayetinde bu tabloyu Absürdizm çerçevesinde açıklamak mümkündür. İnsan doğası, rasyonel olduğunu iddia etse de çoğu zaman nefsinin ve hırslarının kölesidir. Bir ölüyü tahta oturtup ona bağıran bir Papa, mantığın bittiği ve iktidar patolojisinin başladığı noktayı temsil eder. İktidarın, kendi meşruiyetini kanıtlamak için gerçekliği ve ölümü bile araçsallaştırması, insanlık tarihinin en büyük ve en trajik saçmalıklarından biridir.
Epistemik Kibir Bu kavram, kişinin kendi bilgi sınırlarını tanımaması ve sahip olduğu kısıtlı bilgiyi mutlak hakikat sanarak başkaları üzerinde tahakküm kurmasıdır.———- Devletin İki Bedeni Kuramı Siyasi otoritelerin hem biyolojik (ölümlü) hem de kurumsal (ölümsüz) bir kimliğe sahip olması üzerinedir.———— Güç İstenci ve Hınç Kuramı Bu başlık, bir insanın veya kurumun, kendisinden önceki bir gücü yok etmek için ne kadar ileri gidebileceğini ve bu nefretin kökenini inceler.