Ergenekon Destanı, Türk mitolojisinin ve
tarih bilincinin en önemli yapı taşlarından biri olup, Göktürklerin kökenine, yok olmanın eşiğinden dönüp yeniden bir imparatorluk kurmalarına odaklanan epik bir anlatıdır. Destanın temel kaynağı, 13. yüzyıl tarihçisi Reşidüddin Hamedani’nin “Cami’üt-Tevarih” adlı eseri ve daha sonra Ebülgazi Bahadır Han’ın “Şecere-i Terakime” adlı yapıtıdır. Sözlü gelenekten yazıya aktarılan bu metin, Türklerin tarihsel bir kriz anından nasıl bir “yeniden doğuş” ile çıktıklarını anlatır.
Destanın olay örgüsü, Türklerin büyük bir askeri yenilgiye uğramasıyla başlar. Moğol veya düşman kavimlerin baskısı sonucu Türk boyları kırıma uğrar; bu katliamdan sadece İl Han’ın küçük oğlu Kıyan ile yeğeni Nüküz ve onların eşleri hayatta kalmayı başarır. Bu iki aile, düşmanlarından kaçarken yollarını kaybederler ve kendilerini dört bir yanı aşılması imkansız, sarp ve yüksek dağlarla çevrili bir vadide bulurlar. Bu vadiye, “dik yamaçlı yer” veya “dağ beli” anlamına gelen Ergenekon adını verirler. Ergenekon, içindeki akarsuları, meyve ağaçları ve av hayvanlarıyla dış dünyadan yalıtılmış, korunaklı ve verimli bir sığınaktır.
Türkler, Ergenekon’da dört yüz yıl boyunca yaşarlar ve nüfusları o kadar artar ki artık vadiye sığamaz hale gelirler. Atalarının buraya girdiği geçit zamanla unutulmuş veya kapanmıştır. Çıkış yolu arayan Türkler, dağların her yerini incelerler. Sonunda bir demirci, dağın bir noktasının tamamen demir madeninden oluştuğunu ve bu kısmın eritilebileceğini fark eder. Halk, dağın çevresine yetmiş sıra odun ve kömür dizerek devasa körükler yerleştirir. Odunlar ateşlenip körükler çalıştırıldığında, demir madeni eriyerek Türklerin ve yüklü develerin geçebileceği kadar büyük bir gedik açılır.
Geçit açıldığında, gök yeleli bir kurt (Börteçine) ortaya çıkarak Türklere rehberlik eder ve onları vadinin dışına çıkarır. Türkler, Ergenekon’dan çıktıklarında kendilerini unutmuş olan diğer kavimlere varlıklarını hatırlatır, eski topraklarını geri alır ve Göktürk Devleti’nin temellerini atarak yeniden dünyada söz sahibi olurlar. Ergenekon’dan çıkış günü, Türk kültüründe kışın bitişi ve baharın gelişiyle özdeşleştirilerek kutsal kabul edilmiştir. Demir dövme geleneği, bu çıkışın anısına hakanların örs üzerinde demir dövmesiyle bir tören haline getirilmiş; bu gelenek günümüzde Nevruz bayramı kutlamalarıyla iç içe geçerek yaşamaya devam etmiştir. Destan, sembolik olarak demir işleme yeteneğini, hürriyet tutkusunu ve toplumsal birliği temsil eder.
—Türk Destanı—