Grigori Yefimoviç Rasputin’in hayatı, Sibirya’nın
küçük bir köyünden başlayıp Rus İmparatorluğu’nun en mahrem yönetim kademesine kadar uzanan, her aşaması tarihi belgeler ve tanıklıklarla kayıt altına alınmış birsüreçtir. 1869 yılında Tobolsk eyaletinde bir köylü ailesinin çocuğu olarak doğan Rasputin, gençlik yıllarında bir manastırda geçirdiği sürenin ardından kendisini “gezgin bir kutsal adam”(strannik) olarak tanımlamaya başladı. Resmî bir dini eğitim almamasına ve Kilise tarafından onaylanmamasına rağmen, mistik güçleri olduğuna dair söylentilerle ünü Sibirya’dan St.Petersburg’a kadar ulaştı. 1905 yılında Çar II.Nikolay ve Çariçe Aleksandra ile tanıştırılması,Rusya’nın kaderini değiştirecek olan sürecin başlangıcı oldu.Rasputin’in saraydaki asıl gücü, Çar’ın tek erkek varisi olan ve o dönem tedavisi mümkün olmayan hemofili hastalığından muzdarip olan Aleksey üzerindeki etkisiydi. Çariçe Aleksandra, oğlunun kanamalarını sadece Rasputin’in dualarının ve varlığının durdurabildiğine ikna olmuştu. Modern tıp tarihçileri, Rasputin’in çocuğa aspirin verilmesini yasaklamasının (aspirin o dönemde kanı sulandıran bir ilaç olarak bilinmiyordu) veya telkin yoluyla çocuğun stresini azaltmasının kanamaları durdurmuş olabileceğini varsaymaktadır. Ancak bu durum, Rasputin’e Çariçe üzerinde sınırsız bir güven ve dolayısıyla devlet yönetiminde sarsılmaz bir nüfuz alanı sağladı. I. Dünya Savaşı sırasında Çar cepheye gittiğinde, Rasputin’in tavsiyeleriyle bakanların görevden alınması ve atanması, Rus bürokrasisinde ve halk nezdinde büyük bir huzursuzluğa yol açtı.Rasputin’e yönelik suikast süreci, 30 Aralık 1916 gecesi Prens Felix Yusupov’un Moika Sarayı’nda gerçekleşen ve tarihin en tuhaf olaylar dizisinden birine dönüşen saldırıyla zirveye ulaştı. Yusupov ve suç ortakları olan aşırı sağcı milletvekili Vladimir Purişkeviç ile Büyük Dük Dmitri Pavloviç, Rasputin’i yok etmek için karmaşık bir plan hazırladılar. Yusupov’un anılarında ve sonraki polis kayıtlarında belirtildiği üzere; Rasputin’e önce içine yüksek dozda siyanür yerleştirilmiş kekler ve şarap ikram edildi. Zehrin etkisiz kalması (tarihçiler siyanürün şekerin etkisiyle nötralize olmuş olabileceğini veya keklerin içine hiç konulmadığını iddia eder) üzerine Yusupov, Rasputin’i sırtından vurdu.
Ancak olay yerindeki tanıklıklara göre, ölü kabul edilen Rasputin bir süre sonra ayağa kalkarak sarayın bahçesine kaçmaya çalıştı. Burada Purişkeviç tarafından tekrar vuruldu, sopalarla darp edildi ve bağlandıktan sonra donmuş olan Neva Nehri’ne atıldı. Birkaç gün sonra cesedi nehirden çıkarıldığında yapılan otopside, akciğerlerinde su bulunduğu tespit edildi; bu da Rasputin’in nehre atıldığında hâlâ nefes aldığını ve nihai ölüm nedeninin boğulma olduğunu kanıtlıyordu. Rasputin’in ölümü, Rus Devrimi’nden sadece aylar önce gerçekleşti ve onun saraydaki varlığı, Romanov hanedanının itibarının çöküşünde en önemli katalizörlerden biri olarak tarihe geçti.